Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı
Dr. Vahdettin Ertaş
 
Açılış Konuşması
VI. Uluslararası Kurumsal Yönetim Zirvesi
 
15 Ocak 2013
 
    Sayın Başkanlar, iş dünyamızın ve basınımızın değerli temsilcileri, sizleri saygı ile selamlıyorum.
    Altıncı Kurumsal Yönetim Zirvesi için burada bulunmaktan memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum. Henüz 2 haftalık SPK başkanı olarak, önümüzde yoğun bir gündem olmasına rağmen kurumsal yönetime verdiğimiz önemi sizlerle paylaşmak için bugün birlikte olmayı tercih ettim.
    İş dünyamızın temsilcilerinin gösterdiği yoğun ilgi, toplantı programı ve konuşmacıların  profili, kurumsal yönetime verilen önemi açıkca ortaya koymaktadır. Bu tablo bizleri  memnun eden ve bundan sonra  atacağımız adımlar için bizi cesaretlendiren bir tablodur.
    Sermaye piyasaları özel sektöre dayalı istikrarlı bir ekonomik büyümenin olmazsa olmaz unsurudur. Son yıllarda yaşadığımız küresel krizin, finansal piyasalar kaynaklı olarak görülmesi ve Borç Krizi ile beklentileri de aşan bir süre etkisini sürdürmesi, sermaye piyasalarını yeniden gündemin ilk sırasına taşımıştır.   
    Kriz sürecinde gelişmiş ülkelerde şirket üst yöneticilerinin ücretlendirilmesi, yönetim kurullarının üstlendikleri roller ve şirketlerin geleceğe yönelik risklerinin değerlendirilmesi ve kamuya açıklanması gibi alanlarda yaşanan sorunlar, kurumsal yönetimi tartışmaların ana merkezi haline getirmiş, hatta tek çözüm adresi olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.
 
    Son 10 yıllık süreçte Türkiye’nin de aralarında bulunduğu, Çin, Brezilya, Rusya, ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülke ekonomilerinin global ekonomik büyümenin ana motorları haline geldiğini ve bölgesel güç dağılımının değiştiğini görmekteyiz.
    Bugün, gelişmekte olan ülkelerdeki halka arzların payı, toplam halka arzların %60’ına ulaşmış, 1990 yılında global piyasa kapitalizasyonunun sadece %6’sını temsil eden gelişmekte olan ülke sermaye piyasalarının payı %35’ler düzeyine ulaşmıştır. 
 
    Türkiye’nin de aralarında yer aldığı gelişmekte olan ülke ekonomilerinin kriz ortamında olumsuzlukları fırsata çevirmeleri, global ekonomideki yerlerini sağlamlaştırmaları ve büyütmeleri için atacakları en önemli adım,
  • kurumsal yönetim altyapısının  geliştirilmesi
  • bu yolla tüm bireylerin ve kurumların finansal sisteme olan güvenlerinin yeniden tesis edilmesidir.

    Biz Kurumsal yönetimi en basit ifadesiyle şirket yönetiminde daha iyiyi arama süreci olarak  değerlendiriyoruz. Hatta bunu bir aşama daha ileri taşıyıp sadece şirketleri  değil, kar amacı gütmeyen kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarını ve kamu kurumlarını da içine alan bir yönetim anlayışı olarak görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada kurumsal yönetim sadece şirket yönetiminde bir yaklaşım değil, toplumsal refahın artışında da önemli bir kilometre taşıdır.
 
    Sermaye Piyasası Kurulu olarak kurumsal yönetimle ilgili bu güne kadar neler yaptığımıza baktığımızda; ilk olarak 2003 yılında “Uygula-Uygulamıyorsan Açıkla” yaklaşımı altında kurumsal yönetim ilkelerini sermaye piyasası mevzuatına kazandırdık,
    zaman içerisinde bu anlayışı yaygınlaştırmak için aşama aşama Kurul Tebliğleri ile zorunlu hale getirdik; bunlardan bir kaç örnek vermek gerekirse;
    2011 yılında ilk olarak;

  • genel kurul toplantı ilanlarının zamanlamasına ve içeriğine ilişkin düzenlemeler,  
  • şirket yönetiminde azınlık payların da temsil edilebilmesi için bağımsız yönetim kurulu üyeliği,
  • ilişkili taraf işlemlerine ilişkin kurallar, bunlardan birkaçıdır.

    Kurumsal yönetim düzenlememizle Borsa Şirketleri sermaye piyasası açısından sistemik önemlerine göre piyasa değerleri ve halka açıklık oranları dikkate alınarak 3 gruba ayrılmış ve her grup için farklı seviyede zorunluluk getirilmiştir.
 
    2012 yılına geldiğimizde ise, kurumsal yönetim ilkeleri açısından önemli iki gelişmenin, Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini görmekteyiz. Yeni TTK’da kurumsal yönetim ilkelerinin, yönetim kurulunun buna ilişkin açıklama esaslarının ve şirketlerin bu yönden derecelendirme kural ve sonuçlarının, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirleneceği hükmüne yer verilmiştir.
 
    30 Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni Sermaye Piyasası Kanunu’nda ise;

  • SPK’ya önemli nitelikte işlemler, bu işlemler sonrasında ortaklıktan ayrılma hakkı ile ilişkili taraf işlemlerine ilişkin düzenleme yapma yetkisi verilmiş,
  • Kurul, payları borsada işlem gören halka açık ortaklıkların, niteliklerine göre, kurumsal yönetim ilkelerine kısmen veya tamamen uymalarını zorunlu tutmaya ve uygulamayı yasal ve idari olarak takip etmeye yetkili kılınmış,
  • Kurumsal yönetim ilkelerinin halka açık bankalar hakkında uygulanmasına yönelik esasların ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun uygun görüşü alınarak birlikte belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

      Kurumsal yönetim ilkeleri ile ilgili ulusal düzeyde sürdürdüğümüzbu çalışmaların yanı sıra, uluslararası alanda da işbirlikleri yapmaktayız.

  • Bu kapsamda, 2012 yılında OECD ile birlikte Kurumsal Yönetim, Değer Yaratma ve Ekonomik Büyüme adı altında, son on yılda dünya sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin değerlendirildiği ve 2014 yılında yapılması planlanan OECD Kurumsal Yönetim İlkelerinin revizyonuna yönelik hazırlık çalışmalarının yapılacağı bir ortak proje başlattık.
  • Proje kapsamında SPK’dan, gelişmekte olan piyasaların, kurumsal yönetim ilkelerinin yeniden yazılması sürecinde daha iyi temsil edilmesi için liderlik yapması ve yürütülecek çalışmalara teknik düzeyde katılım sağlaması beklenmektedir.

         Kurumsal yönetim anlayışı şeffalığı ve hesap verebilmeyi temel alır, dolayısıyla bu süreçle ilk defa tanışanlar için maliyetli, bürokratik, birazda sevimsiz bir durum gibi algılanabilir. Oysaki KY’in şirketlerde;

  • Kurumsallaşmayı artırdığı,
  • Yaşam süresini uzattığı,
  • Düşük maliyetle finansman kaynaklarına erişimi kolaylaştırdığı,
  • Firma değerini artırdığı,
  • Firmanın paydaşları ile olan ilişkilerini güçlendirdiği,
  • Çalışanları ve ortakları mutlu ettiği ve
  • Rekabet gücünü artırdığı,

    pek çok ampirik çalışma ile kanıtlanmıştır.
 
    Dolayısıyla bu yolculuğa tüm şirketlerimizi vakit kaybetmeden çıkması sermaye piyasalarımızın gelişmesi için de son derece önemlidir.
    Burada vurgulamak istediğim bir başka konu da sadece regülasyonla bu sonuçları elde etmemizin kolay olmayacağıdır.
    Kurumsal yönetim bir anlayış hatta bir kültürdür. Zaman içerisinde sadece halka açık olanların değil tüm şirketlerimizin, sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kuruluşlarımızın da bu anlayışı benimsemesi, ruhuna inanması ve faaliyetlerini bu temel üzerine inşa etmesi gerekmektedir. 
 
    Türkiye ekonomisi küresel kriz ortamında çok iyi bir sınav verdi ancak gerek bölgesel sorunlar gerekse küresel borç krizi bugün halen devam etmektedir, dolayısıyla bize düşen görev hem başarılarımızla gurur duymak hem de İstanbul’u küresel finans merkezi olarak konumlandırmak, bunun içinde sermaye piyasalarımızın teknik ve hukuki alt yapısını çağın ilerisine taşımaktır.
 
    2013 yılı sermaye piyasalarımız için yenilenme ve gelişme yılı olacaktır. Bu konudaki rehberimiz yeni sermaye piyasası kanunudur. Bu yıl;

  • sermaye piyasalarımızın tüm ikincil düzenlemelerinin yeniden yazıldığı, bir bakıma değişim ve dönüşümün temellerinin atıldığı,
  • borsalarımızın birleşme sürecinin tamamlandığı,
  • başta vadeli işlemler ve opsiyonlar olmak üzere yeni ürünlerin yatırımcılara sunulduğu,
  • bireysel emeklilikte % 25 devlet katkısı ile kurumsal yatırımcı portföyünde hızlı bir büyümenin gerçekleştiği,
  • sermaye piyasalarının sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da geliştiği ve İstanbul 2023 finans merkezi hedefimiz için önemli adımların atıldığı bir yıl olacaktır.

    Bütün bu hedeflerimiz için de kurumsal yönetim önemli bir yere ve öneme sahiptir. Değerli katılımcılar;
    bir ülkede yatırımcılar yeterince ve zamanında aydınlatıldıklarını düşünmüyorlarsa küresel sermaye o ülkede uzun süre kalmayacaktır.
   Şunu unutmayalım ki, piyasaların en önemli varlık kaynağı yatırımcılardır ve hangi şirketlerin ya da hangi piyasaların artan rekabet altında varlıklarını sürdüreceğine yatırımcılar karar verecek, bu kararda da ülkelerin kurumsal yönetime uyum dereceleri belirleyici olacaktır.

  • Bu nedenle, İstanbul’un küresel bir finans merkezi haline gelmesi sürecinde kurumsal yönetim ilkelerinin ülkemizde yaygınlaştırılmasının büyük önem arz ettiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

    Konuşmamı sonlandırırken VI. Uluslararası Kurumsal Yönetim Zirvesi’nin organizasyonunda emeği geçen herkese teşekkür eder, zirvenin katılımcılara, sektörümüze ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederim.